Çünkü, "Allah'ın nuru" denildiğinde, onun maddi şekilde tasavvur edilen bir nurundan söz edemeyiz. Bir ayette, meal olarak şöyle belirtilmiştir: “Allah insana / Âdem'e kendi ruhundan üfledi.”(Secde, 32/9).
“Allah-u Teâlâ her şeyden evvel senin peygamberinin nurunu kendi nurundan yarattı.
“Tanrı, 'insanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım' dedi. … “Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı” (Yaratılış 1:26–27).
Hz. Ali (a.s.) buyurdu: "Kim Allah'tan sakınırsa Allah, onun için fitnelerden bir çıkış yolu ve karanlıklarda bir nur verir. Gölgesi Allah'ın Arş'ı, nuru O'nun cemali, ziyaretçileri melekler, arkadaşları peygamberler olur"
Nûr / 35. Ayet
Bu kristal cam da inci gibi parlayan bir yıldıza benzer. Lamba doğuya da batıya da ait olmayan mübârek bir zeytin ağacının yağından tutuşturulur. O yağ, neredeyse kendisine ateş değmese bile kendiliğinden ışık verecek haldedir. Bu durum, nûr üstüne nûrdur!
Âyet-i kerime'sinde beyan buyurulduğu üzere, Allah-u Teâlâ'nın nur verdiği kimseler, O'nun nurunu taşıyan ve o nuru yayanlardır. Kişi imanı nisbetinde, tecellî ettiği kadar hakikatleri görebilir, hepsini değil. Allah-u Teâlâ'nın nur vermediği kimseye ise hitabımız yoktur.
Meleklerin nurdan yaratıldığı ve cinlerin de ateşten yaratılmış olduğu bir çok İslam kaynaklarında ifade ediliyor. Bu hususta hadisler de var. Risale-i Nur'da da meleklerin, “nurdan, nur maddesinden, nur denizinden” yaratıldığı tabirleri geçiyor.
Onun temel görevi Allah'ı tanımak, ona kulluk etmek, insanî ve ahlaki değer- lere bağlı olarak yaşayıp sonsuz hayata hazırlanmaktır.
Kutsal Kitap'ta Tanrı'nın, insanı özel bir nedenden dolayı kendi suretinde ve kendine benzer olarak yarattığı açık bir şekilde anlatılır. Adem ve Havva, Tanrı'nın suretinde yaratıldıkları için Tanrı'yla yakın bir iletişim ve paydaşlık içinde olabiliyor ve O'nun sevgisini, görkemini ve Kutsallığını yansıtabiliyorlardı.
Değerli kardeşimiz, - Muhyiddin İbn Arabî'nin konuyla ilgili görüşü şöyledir: “Allah mahlukatı yaratmadan önce bir 'ÂMÂ'da idi. Âmâ'nın altında da hava, üstünde de hava vardı.” (bk.